Nazmi Üney'in ilk belgesel çalışması,Anadolu'nun en eski yerleşmelerinden biri olan Akarçaytepe'nin belgesel görüntüleri,
Uzun zamandır kafamdaki belgesel fikrini en sonunda Akarçaytepe'de gerçekleştirdim. Montajı halen devam eden "Geçmişin İzleri" belgeselinden bölümler
Akarçaytepe Nedir?
Şanlıurfa İli, Birecik İlçesi, Mezraa Beldesi, Akarçay Köyü sınırları içinde
yer alan Akarçay Tepe’de, 1998 yılında kısa süreli yüzey araştırması ve sistematik yüzey toplaması ardından 1999 yılında kazı çalışmaları başlamıştır. 2002 yılı yaz aylarında dördüncü kazı kampanyasının gerçekleştirildiği çalışmalarda, GÖ 9. Bin yılda başlayan yerleşmenin 8. Binyılın sonuna kadar kesintisiz sürdüğü anlaşılmıştır. Bu kronolojik çerçevede Akarçay Tepe, Yakındoğu’daki kültürel gelişmeleri farklı evrelerdekiaşamalarıyla (Çanak Çömleksiz Neolitik, Çanak Çömleksiz Neolitik’ten Çanak Çömlekli Neolitiğe Geçiş Evresi ve Çanak Çömlekli Neolitik olmak üzere) aydınlatacak anahtar yerleşmelerden biridir.
Geçmişin İzleri
Gönderen Nazmi Üney zaman: 11:02 0 yorum
Etiketler: arkeoloji, belgesel, nazmi üney, prehistorya
Dijital Tuzak Silikon Vadisi'nde

Son filmim birazda sipariş üzerine olmuştu, teknoloji üzerine filmlerin yarıştığı bir yarışma için hazırlandı. Film seti bu kez kuzenimin odasıydı. (kendisi bütün film boyunca yukardan mikrofon tuttu.) Oyuncuların kamera karşısındaki ilk deneyimi olması ve bu kişilerin dördününde bayan olması :) biraz yorucu olsa da. Montajdan sonra müzik ve efektlerle zenginleştirilen film Dijital Tuzak adı altında Silikon Vadisi Programınnın kısa film yarışmasında dereceye girecek kadar beyenildi. Film, teknolojinin hayatımızdaki yerini ve kullanımını sorguluyor.
Bööö - (Bilinmeyen)

"Bilinmeyen" tam bir buhran anında çıkan fikir...Kafalar hafif güzelken, Amerikalıların, hep kendini tekerrür eden gençlik korkularından birini canlandırma fikrim destek bulması sonucu gecenin üçünde tek bir oda da çekilen film. Fantom ekibinin bir kısmı ile gerçekleştirilen proje Özgür'ün kamerası ile çekildi. Film başlamadan önce "Abi, korku filmiyse ben yokum, alın kamrerayı ne halt yerseniz yiyin ben eve gidiyorum" demesi üzerine dört kişi ile çekildi. Dünyanın farklı boyutları arasında açılan kapılardan, bizim tarafımıza gelen varlıklar, filmin ana konusu.
Elazığ'da Bilim-Kurgu (one data found)
One Data Found
Kısa Film hikayem 2003 yılında Elazığ'da, bir benzin istasyonunun parkında başlamıştı. Tay Projesi (Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri) ile Anadolu'yu gezerken birden bire kafamda yanan ampul, madem elinde kamera var, etrafında bir sürü insan var, neden her zaman hayalini kurduğun kısa filmini çekmiyorsun... 
Kısa zamanda, kısa filmin senaryosunu netleştirip, arkadaşları örgütledikten sonra, başladık çalışmaya. Aman Allahım, 4-5 dakikalık olacak bir filmin çekimi nasıl saatler sürer böyle. Elazığ'daki film platomuzda, iki saat süren çekim boyunca, Üç adet bira, İki şişe su, bir paket sigara, bir kutu ciklet tüketildi :) Fakat sonun da ortaya çıkan şeyin (One Data Found) bana göre kendi standartlarının üzerinde oluşu bana daha da şevk vermişti. Sağolasın Tay Ekibi, İlk filmimi çekmemi sağladığınız için.
Yoğun Tipi Altında Aksiyon (Vampire Destroyer)

İstanbul'un kar yağışından uzun zaman sonra ilk defa felç olduğu bir gündü. Kuzenim ve arkadaşlarım kös kös evde otururken gözüm özgürün kamerasına takıldı.
- Arkadaşlar neden bir kısa film çekmiyoruz... Etrafta kimsecikler yok, Koskoca Merkezefendi Parkı bizim hizmetimizde, O sıralar Vampirlere takmışım kafayı. Saatler sürdü yine çekim, yağan tipi, dondurucu soğuk ama insanları ısıtan hep birliktelik. Onlar kendilerine fantom_z team diyorlar. Hepsine tek tek teşekkür. Onlar olmasa "Vampire Destroyer' da olmazdı.
Kısa Filmin Bozuk Anatomisi: Temel Hatalar
Depresif Sanatçı TipolojisiÖykü şudur: Hayatla sorunları olan sanatçı, (% 90 da yazardır) bir çeşit iç çatışma neticesinde (ölü bir akraba, son teslim tarihi yaklaşan bir yazı, dini ikilem vs.) cehennem azabı çeker. İşkence çeken ruhumuz, ne hikmetse bir ilham perisiyle karşılaşır (güzel bir kadın, yaşam tecrübesini paylaşan yaşça büyük başka bir karakter veya büyülü bir nesne) ve “ta taaaa”... Protagonist (yani esas adam), birden bire gelen ilahi kuvvetle bütün sorunlarını çözer ve kendini yaratıcılık nehrinin beşiğinde süzülürken bulur. Genelde bu tür filmlerde, izleyicilerin ilk iki dakikada sızmasını garantileyen sözde “iç yolculuk” motifi de yer bulur. Bu “içe dönük” çekim, genellikle filmin başında boş boş havaya bakan “esas adam”la başlar. Bu eylem sırasında sigara içenlerine de rastlanmıştır ama çöpe gidecek projeler klasöründe...Dolly In/Out - Zoom In/OutTartışmaya bile gerek yok; bu, öğrenci filmlerinin en yaratıcılık yoksunu ve kati suretle yaklaşılmaması gereken “cıssss” hareketi. [Bu arada spesifik olarak bahsettiğimiz, bir nesneyi aynı ölçekte tutarak arka planda değişiklikler yapmaya dayanan eşzamanlı dolly in-zoom out (ya da tam tersi) hareketi.] Tamam Hitchcock, Vertigo’da layıkıyla kullandı, Spielberg ise Jaws’ta, ama artık yeter. Tüm dünya kısa filmcilerini bu haddinden fazla kullanılmış gülünç klişeye karşı koymaya çağırıyoruz.Rüya SekanslarıEğer filminizin ucuz Brezilya soap operaları gibi durmasını istemiyorsanız rüya sekanslarından uzak durun. Rüya sahnesinin tercümesi (ne yazık ki) “bunu anlatmanın daha iyi bir yolunu bulamadım” dır. Sözde komik olan rüya sekansları da genelde komik değildir, üzgünüz...
Kötü SesGerçekten iyi bir filminiz olduğunu düşünüp şu genellemeye geçelim; ses kötüyse film de kötüdür. Bir öğrenci filmini hiçbir şey soundtrack kadar ele veremez. Tamam bütçeniz yok denecek kadar az ama kısılacak bütçe için neden hemen ses masraf listesine bakılıyor. İşte amne hizmeti, işte kötü soundtrack’ın demirbaşları: • Synthesizer • Arkadaşınızın grubu (inanın bize, kötüler) • Yavaş bir melodiyle iştigal eden solo piyano• Gitar, hele de flamenko çalıyorsa• “Roman” klarneti• ÇelloBir Dramatik Efekt Olarak SigaraBir oyuncu krize girdi, o halde ne yapar: “Hemen bir sigara yakıp derin derin nefesler çeker.” İletişimin dumanla sağlandığı günlerden kalma bir alışkanlık mıdır nedir, o halka şeklinde çıkan dumanlar “bakın sayın izleyiciler, durum çok ciddi ve karışık” manasına gelir. Evet, insanlar zor koşullarda ve baskı altındayken sigara içer ama uzuuuun ve sıkıcı “nefes” sahnelerine inanın gerek yok. Bundan daha yaratıcı olduğunuza güveniyoruz. “Burada Yönetmen Benim” Açı ve ÇekimleriBuzdolabı POV’ları (Point Of View – Oyuncunun Öznel Bakış Açısı) ya da posta kutusuna / çöpe / klozete yerleştirilmiş kamera sizce de çok “yaratıcı” değil mi? Olağanüstü bir açı bulduğunuzu düşünüyorsanız muhtemelen epey klişedir. Biraz daha düşünün....
“Eeeee... Hiçbir şey Olmadı” Filmleri Sık rastlanan bir kısa film tipidir. Genelde, çevresindekilerle “büyük” ve tesadüfi cümlelerle konuşan ve bütün zamanını buna adamış bir protagonist vardır ve neredeyse yarım saat boyunca hiçbir şey olmaz. Filmin son beş dakikasında ise nereden peydahlandığı belli olmayan kilit bir konu belirir ve o ana kadar ortada olmayan bütün sorunları çözmeyi hedefler, seyirci de bu kadar zamandır uyukladığı için son dakikalardaki bu gelişmeleri kaçırır. Bu tür filmlerin ortak özelliği ana karakterin içdünyasında çıkılan yolculuk ve yapılan keşiflerdir. “Kimsenin umursamadığı bir çocukluğun sıcak hatıraları” son on yılın popüler klişelerindendir. Bu filmlerin, kaba bir oranla yarısında, boşanmış bir aile figürüne rastlanır. Nedeni bir sır kalacak olsa da çoğu “ilk kısa film” bu kategoriye girer. Bitmek Bilmeyen Kapanış Jeneriği Evet, sonunda bir kısa film çekmiş olmak sizi göklere çıkardı, teşekkür edecek çok insan var ama örnek aldığınız sanatçılar gibi Akademi Ödülleri’nde on dakika boyunca teşekkür hakkı kazanmak için önce bir Oscar kazanmak gerekiyor. Nerdeyse filmin kendisi kadar süren kapanış jeneriklerine son. Bu dertten muzdaripseniz işte birkaç ipucu: • Yazıları hızlı kaydırın, gerçekten hızlı...• Küçük fontlar her zaman iyidir.• Görev ekranları iyidir ama ekibin her üyesinin kendine has bir dakikası olmasına gerek yok.• Soyağacınızı paylaşmak için alternatif alanlar bulabilirsiniz. Bol Keseden Kullanılmış Video EfektleriErime ve zincirlemeleri ninenizin sandığına saklayın; 80’ler sona erdi, dolayısıyla abartılı video efektlerinin dönemi de. Çok özel bir niyetiniz olmadığı takdirde basit ve güvenilir kesmelerden caymayın.
“Ayna Ayna Söyle Bana” ÇekimleriDoğru zamanda ve doğru yerde kullanıldığı zaman anlatım üzerinde büyük bir etki yaratan ve yansımayı kaydetme şeklinde çalışan ayna sekansları kısa filmlerde nedense anlatım faciasına sebebiyet verir: “Şimdi kız elinin aynaya yaslasın, biz de şuradan çekelim. Hoop böylece arkadan bağıran erkek arkadaşı da görebiliyoruz. Bir taşla iki kuş, dahiyim ben” Dahinin kelime anlamı için en yakın sözlüğe lütfen. Farklı kaynaklardan tercüme edilmiş ve derlenmiştir
Kısa Film Nedir, Ne Değildir?
Aslında kısa filmin bu kadar yaygınlaşmasının altında mucizevi yaklaşımlar aramaya gerek yok... Son dönemde, kameraların ufak bir servet bedelinde olmaktan çıkması, amatör modellerin bile bir kısa filmcinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve post prodüksiyonda kullanılan kurgu programlarının basitleştirilerek satılması bu mucizenin öncül alametleriydi. Hiperaktiviteye varan enerjisi ve yıldızlar kadar parlak fikirleriyle kendini belli eden sinefillerin özdeşim kurdukları George Lucas, Steven Spielberg ya da Emir Kusturica da zaten aslen birer kısa filmci değil miydi? Yoksa “uzun atlama”da başarılı olup, birkaç parlak kısa filmle Hollywood’a uçak bileti kazanılabilir miydi? Kısa filmle ilgili ezelden beri varolan en yanlış fikir; kısa filmin uzun metraj için antreman sahası olduğu ve kısa filmde kara kuşağa terfi edenlerin “tadından yenmez” uzun metraj film yönetmenleri olabilecekleri yanılgısı. Kısa film, kendine has yapısı ve sinematografik dili olan bir daldır. Kısa film nedir sorusundan çok, gariptir ki “kısa film ne değildir”e yanıt bulmak daha kolay.Kısa zamanda çok şey anlatmak ve bunu yaparken genel “anlatım” klişelerini yerle bir etmek gibi “yazıya dökülmemiş” bir misyonu olan kısa film, belki bu yüzden uzun metraja nazaran farklı bir ustalık ve hakimiyet gerektirir.
Kısa film çekmenin öyle kural, kaidelerle belirlenmiş ve şaşmayan bir formülü yok, ki kısa filmi bu kadar popüler yapan unsurlardan biri de işte bu “ne var, ben yaptım oldu işte” hissiyatı. Sinemanın aslında bir anlatı sanatı olduğunu gözardı ederek “hiçbir şey anlatmayan” filmler yapmak da ne yazık ki sık rastlanan bir kayıp. Görüntü yönetmeni kadar kamera ve ışık bilgisi, sesçi kadar kayıt deneyimine ihtiyacınız yok ama yine de çekeceğiniz filme göre vermeniz kararlar var. Ve inanın, bu kararların ucu gidip de hiç beklemediğiniz yerlere dayanabiliyor. Elinizde kaba taslak da olsa bir senaryo bulunduğunu ve bir takım teknik ekipmanlara erişiminiz olduğunu farzedersek bile katedilmesi gereken kilometrelerce yol ve cevaplanması gereken ahiret soruları var....
